Ana içeriğe atla

Yokuşa Akan Sular

YOKUŞA AKAN SULAR 

Mustafa Kutlu

           Her insan seçimi elinde olmadan belli bir coğrafyada doğar. Ardından bu coğrafya ve çevresindeki etmenler ile beraber insan şekil alarak büyüme evresine girer. Bu büyüme evresi devam ederken veyahut tamamlandıktan sonra da beklenmeyen nedenler ya da olanaklar sebebiyle insan toplumunu, çevresini değiştirebilir. Tıpkı hikayedeki ana karakterimiz Bican’nın yaşadığı durum gibi. 

          Bireyi yaşadığı toplum etkiler, fikirleri, mantığı, konuşması çevresindeki insanlara benzer. Bu durumu da kitapta meydana gelen olaydan hareketle düşünebiliriz. Kişi toplumdakileri dine bağlı, saygılı olarak görürse o da olgunlaşıncaya dek yani sorgulamaya kendi hür düşüncelerini ortaya çıkarıncaya dek böyle devam eder ve toplumdakilerin birer aynısı şeklinde hayatını sürdürür.

          Bican ‘’Mukaddime’’ bölümünde olduğu gibi ilk başlarda kırsal kesimden kente geldiğini kabullenmeden hareket etmeye başlar. Kent algısı ile yaşayan bireyleri sürekli olarak köydeki insanlar ile karşılaştırmaya çalışır. Zaman ilerledikçe bu durum kabullenerek karşılaştırma olarak değişir. Tıpkı ‘’Bekaret’’ adlı bölümde Anadolu çocuğu Bican’da meydana gelen farklılaşmalar gibi. Daha sonra da kişi bu halden kabullenme evresine geçerek kendisini kent algısı yapısına sokmaya çalışır. Son adım olarak da kişi kendini o çevredeki insanların içinde bularak yaşamını devam ettirir. Yani birey yaşadığı her sorunun üstesinden yavaş yavaş gelerek çözebilir. Kişinin bir anda ortama ayak uydurması olanaksız ve tabiat dışıdır.

          Kutlu 1970’lerdeki bir zamandan bahsederken bile ‘’Bayramdan Kaçanlar’’ adlı bölümde eski toplumdaki bayram kutlamaları ile modernizimden sonraki zaman ile karşılaştırma yaparak toplumdaki geleneksel din algısının ya da hayata etkilerinin aşama aşama nasıl değişime uğradığını da göstermektedir. 

          Öğretmen Recai Bey hayatın koşuşturmasından dolayı ikindi namazını kılamaz. Ancak işçi olan Seydali fabrikadakiler tarafından tepkiye uğramış olsa da bu eylemini gerçekleştirir. Öğretmen ikindiyi kılmak istese de şartlar bu duruma müsaade etmez ya da kendisi zaman bulamaz, yazar da bu ‘’ikindiyi kılmak’’ tümcesini sık sık tekrarlayarak okuyucu da etki bırakır.

          Kentte de kırsalda da yaşayan toplumlardaki insanlar genellikle dünyevi yaşam için daha da fazla çaba gösterirler. Geleneksel din anlayışına göre bu durumun uhrevi hayat ile eşit orandan olması gerekir. Yazar da ‘’Kalıcı Mıyız?’’ adlı başlığında bu konuya değinerek dünyevi hayatın geçiciliğinden bahsetmektedir.

Mustafa Kutlu.

          Dünya’da var olan insanlar özgür, eşit, adaletli ortamlarda çalışarak yaşamlarını idame ettirirler. Mamafih, iş yeri sahipleri oldukları için onları istedikleri gibi çalıştıracaklarını düşünürler. Aksine onların daha huzurlu çalışmalarını sağlayacak bir ortam hazırlamaları, onların fikirlerini önemseyerek hareket etmeleri gerekmektedir. Kitapta kırsal kesimden gelen işçilerin sosyal, ekonomik, siyasal haklarını bilerek grev yapmaları sonucunda açılan ateş sonrasında hayatlarını kaybetmeleri de hayatın bir ağlatısı olarak karşımıza çıkmaktadır.

          Mustafa Kutlu’nun ilk hikâye kitabı olan ‘’Ortadaki Adam’’, ikinci hikâye kitabı olan ‘’Gönül İşi’’nin baskıları daha yapılmamaktadır. Bunun nedeni de kendi sesini ve tarzını yansıtmadığını düşünmesinden kaynaklıdır. Ayrıca Kutlu, bir dergiye verdiği mülakatta ‘’Yokuşa Akan Sular’’ hikâye kitabında kendisini bulduğunu belirtmektedir.

          Hayat kimileri için güzel kimileri için kötü olabilir. Ancak bu durumun aynı şekilde ilerleyip ilerlemeyeceğini bilmek mümkün değildir. Kişi kendini ne kadar geliştirebilir, değişimlere hazırlıklı olup atlatabilirse hayatta ona o kadar uyum sağlayarak hareket edecektir. ‘’Doğada su yokuştan akar ancak Asi Nehri gibi suyu yokuşa da akmaya hazır olanlar hayatın her anına daima hazırlardır.’’

 

                                 

Destek, talep ve görüşlerinizi yorumlarda belirtirseniz sevinirim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Honeyland

 Honeyland           Honeyland (Медена земја) , Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov'un yönetmenliklerini üstlendiği dünya prömiyerinin 28 Ocak'ta 2019 Sundance Film Festivali'nde yapılmış olan Makedonya belgeselidir.            Uzak bir dağ köyü olan Bekirlija'da yaşayan , yabani arıların yalnız arıcılarından Hatidže Muratova'nın hayatını konu alır ve komşuları yakınlara taşınmadan önce ve sonra yaşam tarzını takip eder.           Başlangıçta, Kuzey Makedonya'da Bregalnica nehri ve çevresindeki bölgenin korunmasına odaklanan, hükümet tarafından finanse edilen kısa bir belgesel olarak tasarlanmıştır. Ancak belgesel ekibi Hatidže ile tanıştıktan sonra odak noktaları değişmiştir. İlk etapta belgesele katılmaya isteksiz olsa da Hatidže, dünyaya sürdürülebilir bir yaşam mesajı göndermek için dahil olmayı kabul eder. Film, Hatidže'nin annesiyle olan ilişkisine odaklanacaktır ve yönetmenler, göçebe aile daha ...

Origins

I Origins            I Origins, Mike Cahill tarafından yazılıp yönetilen 2014 yapımı Amerikan bilimkurgu, romantik, drama filmidir . Bağımsız yapım, 18 Ocak 2014'te 2014 Sundance Film Festivali'nde ilk gösterimi yapılmıştır. 11 Ekim 2014'te Catalunya Uluslararası Fantastik Sinema Festivali'nde En İyi Uzun Metrajlı Film Ödülü'nü kazanmıştır. İnternet Movie Database (IMDb) 'de 10 üzerinden 7.3 puan almıştır. Sinema göstermi posteri.           Doktora öğrencisi Ian Gray, araştırma ortağı Kenny ve birinci sınıf laboratuvar asistanı Karen ile birlikte gözün evrimini araştırmaktadır. Elizonda ile Gray'in aşkı ile başlayan serüven Hindistan'da son bulacaktır.           Film 1 saat 56 dakika. İlk 40-45 dakikası romantizm ile sürereken yarısından sonra film hareketleniyor ve akış değişiyor.           İris benzerliği ruh benzerliği ile eşleşebilir mi? Filmin asıl amacı bu soruyu aydınlatm...

Yirmi

-20          20. Bir çocuk bile ilk zamanlar ona kadar saymayı öğrenir, yirmiye kadar saymak zordur onun için. Bizler ise dünyada yaklaşık 20 yıldır ruhumuzla, bedenimizle varız. Ruh için fazla, insan hayatı için kısa sayılabilecek yıl sayısı kadar.           İnsan neden memnun olmaz? Küçükken büyümek, büyürken küçülmek ister. İnsan geri getiremeyeceği ya da durduramayacağını bildiği şeylere etki edemeyeceğini bildiği için memnuniyetsizleşir. Küçük iken büyüyünce her şeyin güzel olacağını, istediğimiz gibi yaşayacağımızı umarak büyüdük. Ama öyle değilmiş.           Bir olgunun belirsiz olması durumu bizi tedirgin eder. Sonucu iyi olsa bile. İnsan önünü, arkasını net bir biçimde görmek ister. Ancak yirmili yaşlar öyle değil. Hayatımızdaki hiçbir şey belli değil. İleride ne olacağımız belli değil. İnsanın bu yaşlarda varoluşsal sancılar çekmesi normal herhalde. Karşısına çok fazla seçenek çıkıyor: mesleği, ilgi ala...